6 Haziran 2009 Cumartesi
Hikaye Tadında...
1400'lü yılların ortaları. İmparatorluğun başkenti İstanbul. Hristiyan mimar zamanın kadısı Hızır Bey’e başvuruyor. Şikayetini anlatıyor ve davalının mahkeme huzuruna çıkarılmasını istiyor. Mimar, devrin padişahı “ Yedi Cihan Sultanı “ Fatih Sultan Mehmet’ten davacıdır. İstanbul alındıktan sonra Fatih Ayasofya'dan daha yüksek kubbesi olan bir cami yaptırmak istiyor. Bunun için bir mimarla anlaşıyor. Ancak hristiyan olan mimar işin gereğini yerine getirmiyor ve inşa ettiği caminin kubbesi yeterince yüksek olmuyor. Bunun kasıtlı yapıldığından şüphelenen Fatih de mimarın elini kestiriyor. Davaya konu olan şikayet bu. Davalının padişah olması prosedürleri değiştirmiyor ve Fatih kendi şehrinde, üstelikde hristiyan bir davacının önünde kendini savunmaya çağırılıyor. Mahkeme salonu... Padişah, makamında oturan Hızır Bey’in karşısında sıradan bir sanık gibi ayakta duruyor. Dava görülüyor ve karar açıklanıyor; Sen Murat oğlu Mehmet. Bu kişinin elini yargılamadan kestirdiğin için kısas olunacaksın. Senin elinde onunki gibi kesilecek. Ancak onu razı edebilirsen ölünceye kadar onun ve ailesinin geçimini temin edersin. Bu adaletli davranış sonrasında mimar dayanamayarak padişahın ellerine kapanıyor. Herkes dağıldıktan sonra Fatih, Hızır Bey’e; “ Eğer padişahlığımdan korkup haksız bir karar verseydin billahi kılıcımla kelleni kesecektim “ diyor. Bunun üzerine Hızır Bey kürsünün altından çıkardığı topuzunu göstererek cevap veriyor; “ Hünkarım, sizde padişahlığınızdan gururlanıp mahkemenin verdiği kararı dinlemeseydiniz billahi bu topuzla başınızı ezerdim... “
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder